DÖNMEYEN SERMAYE, İŞLEMEYEN BÜROKRASİ

Şair, yazar, mütefekkir ve “yedi güzel adam”ın bize göre en anlamlısı olan Rahmetli Mehmet Akif İnan’ın; “geleceğin Türkiye’sini yeniden inşa edecek bir Erdemliler Hareketi” olarak kurduğu Memur-Sen olarak, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin oylandığı Nisan 2017 referandumunda gür bir sesle “EVET” demiştik. Güçlü, büyük ve müreffeh Türkiye’den yana taraf tutmuştuk. Bugünde bu duruşumuzdan zerre kadar sapmış değiliz. Koalisyon hükümetleri dönemini bitiren, siyasi istikrar dönemini başlatan bu modelin; bizi güçlü, büyük ve müreffeh Türkiye hedefine ulaştıracağına yürekten inanıyoruz. Bu sistemin ilk Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın; Doğu Akdeniz, Karadeniz, Suriye, Irak, Azerbaycan, Kıbrıs, Ayasofya ve terörle mücadele konularındaki olağanüstü hamleleri halkının büyük desteğini almış bir liderin neler yapabileceğinin en önemli göstergeleri olmuş, sistem özellikle Dışişleri, İçişleri, Milli Savunma’yı ilgilendiren konularda testlerden başarıyla geçmiştir.

Ancak maalesef sağlık çalışanları açısından Sağlık Bakanlığının işleyişi Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği hedeflerden çok geride kalmıştır. Devasa şehir hastaneleri yapılmış, vatandaşın sağlık hizmetine erişimi kolaylaşmış, hasta memnuniyeti artmıştır. Ancak bu başarılarda çok büyük emeği olan çalışanların memnuniyeti azalmış, ücretleri erimiş, iş yükü artmış, mesai süreleri uzamıştır. Onlarca yıldır katılmak için kapısında beklediğimiz Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla hemşirelerimiz 4 kat fazla çalışmakta iken, maaşları ise neredeyse 10 kat daha düşük seviyelere gelmiştir. 

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde temel hedeflerden biri bürokrasiyi azaltmak, kurumların işlevselliğini artırmak, iş ve işlemleri hızlandırmaktı. Lakin gelinen noktada görüyoruz ki özellikle iş kolu muhatabımız Sağlık Bakanlığı ve Aile, Çalışma, Sosyal Hizmetler Bakanlıklarında bu durum hemen hiç hayata geçememiştir. Toplu sözleşme sürecindeki hantallıklar, KİK ve KPDK’nın işlevsizliği gibi sorunlar aynı tas aynı hamam devam ediyor. Hatta örneğin eskiden Sağlık Bakanlığı bünyesinde döner sermayeyle ilgilenen tek bir daire mevcutken, günümüzde hali hazırda 6-7 ayrı birim döner sermayeyle ilgilenmektedir ve her biri işin bir tarafından tutup çekiştirdiği için sistem içinden çıkılmaz bir hal almış durumdadır. 

Sağlık alanıyla alakalı Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bir kurul, TBMM’de bir komisyon, Bakanlık bünyesinde birçok genel müdürlük ve daire başkanlığı mevcuttur. Her birinde çok değerli insanların görev yaptıkları, hiçbirinin art niyetli olmadığını çok iyi biliyor ve görüyoruz. Ancak görüldüğü üzere bu kadar çok kurum olması beraberinde hantallaşan, işlevselliğini yitiren ve birçok konuda yetkisiz/tecrübesiz/yetersiz kalan bir bürokratik yapılanmaya sebep olmuştur.

Hâlbuki referandum sürecinde ortaya koyulan perspektif neydi? Hantal bürokrasi ortadan kalkacak, devlet millet el ele hızlı bir kalkınma sağlanacaktı. Kaldı ki Cumhurbaşkanımız bu manada üzerine düşeni fazlasıyla yapmaya devam etmektedir. Bu duruma en güzel örnek, sağlık çalışanlarına verdiği yıpranma payı ve 3600 ek gösterge sözleridir. Sağlık çalışanlarının hakkı teslim edilmiş, en üst düzeyde bu söz verilmişken yıllar geçmesine rağmen bir arpa boyu yol katedilememişse burada siyasi iradenin ve sistemin değil, siyasete ve sisteme ayak uyduramayan bürokrasinin hantallığı apaçık ortadadır.

Üstelik bu durum yalnızca sağlık çalışanlarını mağdur etmiyor. Seçimler yoluyla halka hesap verme sorumluluğu taşıyan siyasi irade, verdiği sözleri yerine getirmeyen bürokrasi nedeniyle en büyük zararı görmektedir. Siyaset kurumu sırtında taşıdığı yumurta küfesinin sorumluluğuyla, millete hizmet yolunda bin türlü sıkıntıyla mücadele ederken, bu yükü hafifletmesi gereken bürokrasi ise sorunları hızlıca çözüp eksiltmek yerine bekleterek yığılmasına sebebiyet veren bir görüntü çizmektedir. Yıpranma payı ve 3600 ek gösterge gibi örnekleri çoğaltmakta mümkündür. Aynı görüntüyü toplu sözleşme masasında, KPDK ve KİK toplantılarında, yürüttüğümüz adil ve hakkaniyetli döner sermaye mücadelesi süreçlerinde de gördük. Özellikle mali konularda görüyoruz ki işin paydaşı olan farklı bakanlıklardaki bürokratlar arasında güven sorunu var, birinin yaptığı hesabı diğeri beğenmiyor, süreçler uzadıkça uzuyor, olan da haliyle iyileştirme bekleyen sağlık çalışanlarına oluyor…

Türkiye’nin sağlık ve sosyal hizmet alanındaki en büyük ve tek yetkili sendikası Sağlık-Sen olarak bizler, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının tespit ettiğimiz tüm sorunlarını ilgilileriyle paylaşıyoruz. Sorunları paylaşmakla kalmıyoruz aynı zamanda gerçekçi ve sağlam çözüm önerilerimizi de masaya koyuyoruz. Uzun uğraşlar, toplantılar, alanında uzman profesyonellerle yaptığımız çalıştaylar neticesinde ortaya koyduğumuz model önerileri, yetkililer tarafından gayet makul ve mantıklı bulunuyor ancak iş uygulamaya gelince maalesef sürüncemeye giriyor, gündemin yoğunluğu arasında erteleniyor, öteleniyor… 

Hem işimiz, hem sosyal sendikacılık anlayışımız gereği bizler sürekli halkımızın nabzını tutuyoruz ve görüyoruz ki vatandaşın yegane umudu Sayın Cumhurbaşkanıdır. “Çözerse ancak o çözer” anlayışı son derece hakimdir ve uygulamada görüyoruz ki durum büyük oranda bu şekildedir. Bir şekilde kendisine ulaşan tüm sorunlar tatlıya bağlanmaktadır. Lakin bu gerçekten ağır bir yüktür ve daha da kötüsü eğer bürokratik hantallık bu şekilde devam ederse faturada siyasete kesilmeye başlayacaktır. Buna kimsenin hakkı yoktur. Umut olma özelliği Türkiye hudutlarını aşan bir siyasi lidere omuz vermek dururken ayak bağı olmak ve üstelik bunun farkında bile olmamak art niyet değilse bile kabul edilebilir bir durum da değildir. 

Vites Boştayken Gaza Basmak Nafiledir…

Tekrar ediyorum hiç kimse art niyetli olmayabilir, gerçekten bir şeyleri düzeltmek için gayrette sarfediliyordur muhakkak. Ancak arabanın vitesi boştayken gaza basmak nafiledir. Boşa yakıt tüketmek ve motoru boğmaktan başka hiçbir işe yaramaz. 

Gelin halis niyetlerimizi bir masa etrafında buluşturalım. Devletin gücüne sivil toplumun pratiğini katalım. Çözülmeyecek sorunumuz yok. Dün birlikte yaptık, bugünde yapacağımıza hiç şüphemiz yok. Zira yarının anahtarı bugün yaptıklarımız olacak. Çözümü mevcut sorunlar için yeni küskün kitleler oluşmasına sebep olmayalım. Sorunlar karşısında adım atma cesareti gösterilmediğinde, dinamizm kaybedildiğinde, vatandaşla devlet arasına bürokratik bariyerler konduğunda; birilerinin türlü çeşit algı operasyonuyla, özellikle geçmişi bilmeyen gençlerin temiz dimağlarını kirleterek nasıl siyasi nemalar elde ettiğini gezi olaylarında ve geçtiğimiz belediye seçimlerinde gördük. 

Bu doğrultuda biz vazifeye hazırız. Çözüm için varız. Herkes kendi kapısının önünü süpürdüğünde mahallemizin tertemiz olacağına yürekten inanıyoruz. Biz sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının sorunlarını çözelim, onları rahatlatalım ki siyasette rahatlasın, dört bir taraftan çeşitli sorunlarla kuşatılmış ülkemiz bir nebze olsun rahat nefes alabilsin.

Alkış ve Teşekkür Somutlaştırılmalı…

Pandemi sürecinde sağlık ve sosyal hizmet çalışanları bol bol alkış ve teşekkür aldı. Güzel oldu. Herkesin dikkatleri sağlık çalışanlarının üzerinde oldu. Ancak bu alkış ve teşekkürler sözde kalmamalı, somut olarak gösterilmelidir. Ödüller göstermelik olmamalı, sağlık çalışanlarına kazanım olarak dönmelidir. Adaletsiz döner sermaye uygulaması yanında, kadro bekleyen sözleşmelilerin, icap nöbet ücretlerini alamayanların, iş yükü ve fazla mesai altında ezilen dört gözle yeni atamaların yapılmasını bekleyenlerin, kreş ihtiyacı olanların sorunları ivedilikle gündeme alınarak çözülmelidir. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yetkili, etkili ve yegane umudu olan Sağlık-Sen olarak bizim tüm bu konulardaki çözüm önerilerimiz hazırdır.
 

  • PAYLAŞ :
  • memursen logo
  • sagliksen logo
  • sağlık bakanlığı logo
  • aileve sosyasl politikalar bakanlığı logo
  • calışma ve sosyal güvenlik bakanlığı logo