DİKENLERİ SULAMAYI BIRAKIN!

“siyaset ve bürokrasi önce mevlana’nın veciz uyarısına, sonra sahanın sesine kulak vermeli, ileride başına dert olacak dikenleri sulamaktan vazgeçmelidir.”

mevlana, adaleti meyve ağacını sulamak, zulmü ise di­keni sulamak olarak tarif eder. sağlıkta da biz adalet dedik­çe, siyaset ve bürokrasi meyve ağaçlarını kurutuyor, diken su­lamaya devam ediyor.

bugüne kadar yaşanmış sayısız tecrübe; sahanın dene­yimlerinin, tavanın öngörüle­rinden daha değerli ve paha biçilmez olduğunu ortaya koy­muştur. sahanın tespit ve öne­rilerine kulak tıkayan anlayışın elinde sağlık çalışanlarının mağduriyeti hangi boyutlara ulaştı bir bakalım:

tam gün yasasını bi­çimlendiren sahanın gerçek­leri değil, sağlığı bilmeyen maliye’nin tavrı oldu. özünde doğru olan tam gün çalışma, yasada çarpık ödeme sistemi­nin düzeltilmemesi nedeniyle, hekimler tarafından destek görmedi. yani hekimler, tam güne “evet”, mevcut yasaya “hayır” dediler. şimdi ise me­seleyi sadece üniversite hoca­ları düzeyinde ele alan kanun tasarısı hazırlanıyor ve “ tam günü biraz esneterek çözüm bulabilir miyiz?” arayışı için­de daha büyük bir yanlışa yel­ken açılıyor.

“performansa dayalı ek ödeme sistemi tutar mı?” diye sağlık çalışanlarına bir kez ol­sun inmeye ihtiyaç duyulma­dı. bugün sulandıkça büyüyen diken, çalışma barışının en büyük düşmanı haline geldi. düşünün ki, bakanlıkça her yıl düzenlenen performans çalıştaylarında sahanın görü­şü olarak ortaya koyduğum eleştiriler, bizzat sistemin yü­rütücüleri olan kalite uzman­ları tarafından destek gördü ve alkışlandı. aile hekimliği, sağ­lıkta dönüşümün son derece önemli bir ayağıydı. büyük umutlarla ve heyecanla başla­yan sistem, yine sahadan gelen sese kulak verilmeden, sonu hesap edilmeyen hamlelerle köşeye sıkıştırıldı. son hamle tüm aile hekimlerinin haklı tepkisini çekti. ortalama 3 bin 500 kişinin sağlığını zimmet­leyip, doğumundan ölümüne kadar geçen sürede evinde, köyünde vatandaşı takip etme­si istenilen aile hekimine, sis­temin ruhuna aykırı biçimde, hastane acillerinde nöbet tut deniliyor.

sağlık çalışanlarının hak­ları, çalışma koşulları adına olumlu hiçbir şey getirmeyen teşkilat yasası’nın niçin değiş­tiği sorusunun ise halen cevabı yok. buna karşın bürokratik yönetim kültürü hız kesmeden kırıp dökmeye devam ediyor.

türkiye’de hekimler ve sağlık çalışanları, haftada or­talama 100-120 saat çalışıyor. avrupa ülkelerindeki meslek­taşlarından en az iki kat fazla mesaiyle insanüstü bir perfor­mans sergiliyorlar. bu hizmeti neresinden ölçseniz paha bi­çemezsiniz. her gün ve gece toplumun en zor insanlarıyla muhatap olan, hastanın acı­sını dindirmeden mesaisini bitirmeyen hekime ve sağlık çalışanına dünyanın başka bir bölgesinde rastlayamazsınız.

bu insanları, böylesine hiz­met aşkına yönelten gücün vicdanları ve mesleğine duy­dukları saygı değil de, perfor­mans sistemi olduğuna inanan birkaç bürokrat dışında kimse yoktur sanıyorum. hal böyle iken, maalesef adil olmayan uygulamalara yenileri eklene­rek fedakarlık ve başarıyı ceza­landırma devam ediyor.

sağlık-sen tam gün yasa­sı çıkmadan, hekimlerin yüzde 90’a yakınının muayenehane­lerini kapatarak devleti tercih etmiş olmasına dikkat çekmiş ve hekimlerimizin hükümete güvenlerinin boşa çıkarılma­ması, hem hekimlerimiz, hem tüm sağlık çalışanlarımız için tam gün çalışmanın hakkani­yetli koşullarının oluşturulma­sı çağrısında bulunmuştu.

sağlık-sen olarak hekim­lerin sağlık hizmeti ekibinin lideri olarak tam gün hasta­nelerinde olması, üniversite hocalarımızın emeğini ve za­manını öğrenci yetiştirmeye ve araştırmaya hasretmesi ge­rektiğine inandık ve bunu her platformda seslendirdik.

sağlık-sen olarak, gün­demdeki kanun tasarısının görüşüldüğü ilgili komisyonda da, hastanelerimizde, üniver­sitelerde tam gün huzur içinde çalışmayı sağlayacak reçeteyi bir kez daha muhataplarımı­zın önüne getirdik. söyledik­lerimiz şunlardı:

- aynı trafik kazasına giden polise, gazeteciye verilen yıp­ranma payının sağlık çalışanı­nı muaf tutmak izahı olmayan bir adaletsizlik. sağlık çalı­şanlarımıza da yıpranma payı getiren düzenleme mutlaka bu yasa tasarısında yer almalıdır.

- hekimlerin ve sağlık ça­lışanlarının ek ödeme gelirleri emekliliklerine yansıtılmalıdır.

- hekimlerin ve sağlık ça­lışanlarının gelirlerinin yüzde 80’i sabit ödeme, yüzde 20’si performansa dayalı olmalı

- aile hekimleri asli so­rumluluklarına odaklanmalı, sorumlulukları ile örtüşmeyen nöbet gibi görevlerle motivas­yonları bozulmamalıdır.

- farklı istihdam türleriyle farklı haklar altında çalışan, 4-c’liler, vekil ebe-hemşireler, kamu personeli olmayan aile sağlığı çalışanları kadroya ge­çirilmeli ve eşit haklardan ya­rarlanmalıdır.

- nöbet ücretleri ile ilgili sadece yoğun bakım, ameli­yathane ve 112 acil sağlık hiz­metlerinde yapılan iyileştirme tüm nöbet tutan çalışanlar için de uygulanmalıdır.

- 663’le mağdur edilen araştırmacıların özlük hakları verilmelidir.

- halen memur veya veri hazırlama kontrol işletme­ni olarak görev yaptığı halde hizmetli kadrosunda olan bin­lerce çalışanımız; yürüttükleri işe uygun şekilde genel idari hizmetler sınıfına alınmalıdır.

bu sorunlara çözüm üre­tilmediği sürece, bizzat sayın başbakanımızın beyanıyla sağlıkta dönüşümün mimar­ları olan sağlık çalışanlarını gelecek hedeflerine motive etmek mümkün değildir. sağ­lıkta dönüşümün mimarları, kendi kaderlerini etkileyen ka­rar ve politikaların mağduru olmamalıdır.

sağlığı dönüştüren hizmet kahramanları, yıllarca; tepe­den inme kanunlarla, yönet­meliklerle kurallarla yıpratıl­dı, adeta yürüyen tekerleğe çomak sokuldu. bugün ba­kanlık verilerine göre her üç çalışandan ikisi mutsuz. yine aynı araştırmada çalışanlar, mutsuzluğun kaynağı olarak adaletsiz ücret ve ek ödeme politikalarını gösteriyor. öy­leyse, siyaset ve bürokrasi önce mevlana’nın veciz uyarısına, sonra sahanın sesine kulak vermeli, ileride başına dert olacak dikenleri sulamaktan vazgeçmelidir.

tüm sağlık ve sosyal hiz­met çalışanlarına saygılarım­la…

  • PAYLAŞ :
  • memursen logo
  • sagliksen logo
  • sağlık bakanlığı logo
  • aileve sosyasl politikalar bakanlığı logo
  • calışma ve sosyal güvenlik bakanlığı logo