SİVİL TOPLUM, SENDİKA VE ÜYE

Sivil toplum, bir ülkenin dinamiğini oluşturur. Toplumun, devlet idaresine karşı olan yaklaşımı sivil toplum örgütlerinin hareketlerinden ölçülür. Bir ba­kıma iktidar-halk arasında sigorta gibidir. Sigortanın attığının görülmemesi; gerçeklerin göz ardı edilmesi ve görülememesi gibi telafisi zor ve ağır sonuçlar do­ğurur.

Son zamanlarda, ülkedeki sivil toplum algısının değiştiğini söylemek mümkün. Dünün eleştiren sivil toplumları bir anda destekleyene dönüştü. Gerçekçi kriterler yerine, ‘kendinden’ olana göre tavır belir­ler oldu. Halbuki sivil toplumun görevi devlet yapı­lanmasından kendisine yer edinmek değil, sistemin aksayan yönlerini ortaya çıkararak ilişkilerin daha sağlam zemine oturmasını ve kalıcı çalışmalara imza atılmasına öncülük etmek olmalıdır.

Bu açıdan üye ile sendika arasındaki ilişki ile, sendika ile devlet arasındaki ilişkiyi ele aldığımızda günümüz sendikacılığına yönelik önemli ip uçları elde ederiz.

Doğruların takdir edilmesi kadar yanlışların dile getirilmesi de önemlidir. Sendikacılık yaparken, ‘top­tan evet’ veya ‘toptan hayırcı’ bir anlayış, gerçeklerin ortaya çıkmasını engeller. Sendikacılığın olmazsa ol­mazı olan toplu sözleşme ve grev hakkı, bütün sendi­kaların talebi olması gerekirken, temsil ettikleri siyasi partinin sesiyle toplu sözleşmeye bile ‘evet’ diyeme­yenlerin olduğunu hatırladığımızda, ne kadar doğru bir yerde durduğumuzu bir kez daha anlıyoruz.

Sağlık-Sen ve Memur-Sen olarak her türlü hak­sızlığı dile getirirken, yapılan olumlu çalışmaları da takdir ediyoruz. Marifet, iltifata tabidir ilkesi; körü körüne destek değildir.

Toplu sözleşme ve grev hakkını ısrarla savunduk ve ilk ayağı olan toplu sözleşmeyi elde ettik. Sırada grev hakkının elde edilmesinden siyaset yasağının kaldırılması gibi demokratik hakların elde edilmesi taleplerimiz var.

Sağlık-Sen olarak hizmet kolumuzun sorunlarına çözüm üretmek için çalıştık. Şiddete yönelik çalış­tay düzenledik ve sonuçlarını sizlerle ve kamuoyuyla paylaştık. İki kez aile hekimliği çalıştayı düzenledik. Sağlık çalışanlarının sorunlarını ortaya koymak ve çözüm üretmek için bir çok araştırma yaptık.

Yaptığımız bütün bu çalışmalar Sağlık-Sen aile­sinin bir mensubu olan üyelerimizle sağlık ve sosyal hizmet kolu çalışanlarımız arasında kopmaz bir bağ oluşturmuştur. Sağlık-Sen üyesiyle güçlü ve büyük bir aile olmuştur. Bu ailenin büyüklüğü ve güçlü bağla­rı icraat yerine laf üretenler tarafından kıskanılsa da bu gerçek hiç değişmeyecektir. Biz, her zaman sağlık çalışanlarının sorunlarını dile getirmeye, taleplerini kazanıma dönüştürmeye devam edeceğiz. Şimdiye kadar olduğu gibi şimdiden sonra da eleştirilmesi gereken konuda eleştirimizi söylemekten de geri kal­mayacağız.

Sendikaların kalıcı olması ve aile bağlarının kop­madan geleceğe taşınması, yapılacak çalışmalara bağlıdır. Aileyi bir arada tutmayı başaramayan sen­dika ve konfederasyonların düştüğü durum ortada­dır. Sağlık çalışanları ve diğer kamu görevlileri hiz­met üretmeyen, birlik ve beraberliği sağlayamayan sendika ve konfederasyonlara gerekli dersi, Sağlık- Sen ve Memur-Sen’e üye olarak vermiştir.

Aynı zamanda sivil toplumun güçlü bir ayağını oluşturan sendikalardan birisi olarak, sorumluluk­larımızın bilinciyle hareket etmeye devam edeceğiz. Hani denir ya, bir yerde tuz kokarsa orada her şey bitmiştir. Yazımın başında da ifade ettiğim sigorta­ların atması da tuzun kokmasına benzer bir sonuç doğurur. Ne tuz koksun, ne de sigortalar atsın. Daha güçlü yarınlara hep birlikte ulaşmak dileğiyle.

  • PAYLAŞ :
  • memursen logo
  • sagliksen logo
  • sağlık bakanlığı logo
  • aileve sosyasl politikalar bakanlığı logo
  • calışma ve sosyal güvenlik bakanlığı logo