EMEĞİMİZ KUTSALDIR!

Yaklaşık üç asırlık bir kesintinin ardından kendi medeniyet tasavvurumuzu yeniden hatırlamak ve inşa etmek bakımından çok hayati bir yol ayrımına gelmiş bulunuyoruz. Yakaladığımız bu tarihi imkânı ıskalayacak ve kaybedecek olursak,  yine başka milletlerin kapısını aşındırmak ve yüzyıllar boyu beklemek zorunda kalabiliriz.

İşte bu yol ayrımında her birimize hem bireysel hem de kurumsal olarak çok önemli görevler düşüyor. Bu ülkenin en önemli sivil toplum kuruluşlarından Sağlık-Sen’in üyeleri olarak her birimiz, yüce dinimizin değerler manzumesi çerçevesinde yüksek idealler yüklenmeli, hakikati aramak, bulmak ya da en azından hakikatin ve hikmetin yolculuğunu yapmak adına çok ince bir muhasebeyle bütün olup-bitenlerden, önce kendimizi sorumlu tutmalıyız.

Sezai Karakoç’ un dile getirdiği; “Kaç aç varsa hepsi ben / Kaç hasta varsa hepsi ben / Kaç liman önlerinde dönen/ İşsiz hamal hepsi ben…” duygusunu, sadece kişisel bir sorumluluk olarak değil toplumsal bir bilinç, bir değer olarak taşımak ve paylaşmak zorundayız. Bu, aynı zamanda bizlerin toplumun vicdanı olma sorumluluğunun da bir gereğidir. Bu tavır, davranış ve tutumu bireysel olmanın ötesinde kurumsal bir duyarlılık haline getirmek yine hepimize düşen önemli bir görevdir. Aslında gerek çatı kuruluşumuz Memur-Sen gerekse Sağlık-Sen Ailesi olarak çok kritik safhalarda bu sınavı yani toplumun vicdanı olma sınavını başarıyla vermek için elimizden geleni yaptık.

Bin yıl sürmesi planlanan 28 Şubat zulmüne var gücümüzle direnip nice bedeller öderken, 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişimini bertaraf etmek ve milletimizi büyük bir fitneden kurtarmak uğruna meydan nöbetleri tutarken ve işte bugün Kahraman Mehmetçiğimiz Afrin’ de yedi düvele karşı destan yazmaya başladığında ona en güçlü desteklerden birini yine biz verirken,  yüklendiğimiz o ağır sorumluluğun idrakiyle hareket ettik.

103. yıldönümünü kutladığımız Çanakkale Zaferi’nin Anadolu insanının kardeşliği, dayanışması, inancı, sabrı, cesareti, umudu ve azminin buluşması ile elde edildiği muhakkaktır. Aynı şekilde 15 Temmuz’da ülkemizin işgalden kurtarılması da Afrin’deki askeri başarı da millet olarak bizlerin aynı ruh ikliminde buluşmasının bir sonucudur. O yüzden “Çanakkale Ruhu” diye nitelendirdiğimiz paha biçilemez bu mirasa sahip çıkabilmemiz gerekmektedir.

Nerede yaşarlarsa yaşasınlar, hangi inancı taşırlarsa taşısınlar dünya mazlumlarının feryatlarını hiçbir zaman duymazlıktan gelmedik, en ağır işkence, zulüm ve katliamlara bile kör ve sağır kesilen sömürgeci egemenlere inat, dünyanın vicdanı olmayı şeref bildik. Bugün bu bilinci taşıyan kuşağın yoğrulmasında en büyük emeğe sahip olanlardan Merhum Üstad Necip Fazıl Kısakürek’ in 70’li yıllarda tüm Anadolu’yu karış karış dolaşarak verdiği seri konferanslardan biri “Dünya Bir İnkılap Bekliyor” başlığını taşıyordu. Gerçekten de bugün adil bir dünyaya olan ihtiyaç had safhadadır. Bunu gerçekleştirmesi umulan,  özlenen o medeniyet beklenirken, düşünmemizi ve üretmemizi engelleyen, enerjimizi tüketen, dolayısıyla önümüzü tıkayan ne kadar engel varsa hepsini elimizin tersiyle itip hakikati arayıp bulma ve tüm insanlığa sunma yolculuğunu bir an önce başlatmalıyız.

Çalışanlarımızı ve toplumumuzu ilgilendiren hemen her sorunlu alanda yapmış olduğumuz bütün araştırma, analiz, çalıştay, panel, sempozyum ve ardından sunduğumuz çözüm önerileri, hassasiyetimizin bir tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca, sendikal çalışma alanımızda gerçekleştirdiğimiz nitelikli ve bilimsel temelli tüm çabalar, üyelerimiz başta olmak üzere kendi insanımızın, kendi toplumumuzun ve daha büyük ölçekte tüm insanlığın huzur ve mutluluğunu sağlama gayreti ile ilgilidir. Çünkü Sağlık-Sen olarak bizler, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarımızın emeği son derece “önemlidir, özeldir ve hatta kutsaldır” diyoruz. Bu bilinçle hastalarımız için şifa, dertlilerimiz için deva, garibe, yetime, yoksula uzanan şefkat eli oluyoruz.

Sağlık çalışanlarımız geçen yıl 715 milyon hastamızın sağlığına kavuşması için var gücü ile çaba gösterdi. Hastanelerimizde 4 milyon 800 bin ameliyat gerçekleştirildi. 1 milyon 309 bin bebek dünyaya “merhaba” dedi. Tüm bu sağlık hizmetlerinin ardında sağlık çalışanlarımızın fedakarlığı ve alın teri var. Sosyal hizmet çalışanlarımız, bin 300 kuruluşta 15 bin çocuğumuza, 144 huzurevinde 13 bin 700 yaşlımıza hizmet sundu,  285 bin bakıma muhtaç engellimizin sesine kulak verdi. Sosyal hizmet çalışanlarımızın ülke insanımıza gösterdiği vefasına müteşekkiriz.

Genel Merkez Yönetim Kurulumuz, 81 ilimizden gelen Şube Başkanlarımızla ve yaklaşık 900 kişiden oluşan Şube Yönetim Kurulu Üyeleri ve temsilcileri ile birlikte Sağlık Bakanlığımız organizasyonu ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde Külliye’de gerçekleştirilen “14 Mart Tıp Bayramı” etkinliğine katıldı. 2014 yılında ev sahipliğini yaptığımız Sağlık-Sen programımızda sağlık çalışanlarımızı “Sizler umudun adısınız!” sözleriyle taltif eden Sayın Cumhurbaşkanımız, bu sefer milletin evinde yine sağlık çalışanlarımızın kendilerini özel hissedeceği çok önemli mesajlar verdi. Sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddet konusunda son derece keskin ifadeler kullandığı konuşmasında sağlıkta şiddetin terör eylemlerinden bir farkının olmadığını ifade etmesi müthişti. Ortaya koyduğu bu kararlı tutumun, özellikle sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanların daha ciddi yaptırımlarla karşılaşması için önümüzdeki günlerde hukuki süreçlerde yeni bir düzenlemenin de habercisi olduğunu düşünüyoruz. Sağlık çalışanlarımızın emeklilik haklarında da iyileştirmelerin olması için çalışmaların yapıldığını söyleyen Sayın Cumhurbaşkanımız, yine 2014 yılında ev sahipliği yaptığımız Sağlık-Sen programımızda sözünü verdiği “yıpranma payı” konusunda da son sözünü söyledi. Açıklamalarından da anlaşılacağı üzere artık tüm gözler TBMM’de olacak.

“Yıpranma Payı” sürecini yeniden değerlendirelim diye şöyle bir geriye dönüp bakalım isterseniz. Unutmayalım! 17/25 Aralık FETÖ hukuk darbesinin etkileri ile boğuşan ülkemizde 4 seçim, 1 referandum, 1 kanlı darbe girişimi yaşadık.  Çok zor günlerdi. Çok badireler atlattık, çok hainler gördük. Hepsinde de devletimizin yanında yer aldık. Bu olağan dışı süreçlerde “Önce devletin bekası, milletin huzuru!” diyerek bize verilen sözü sabırla bekledik. Yaşanan bunca sıkıntıya rağmen sağlık çalışanlarımızı önemseyen Sayın Cumhurbaşkanımızın “Yıpranma Payı” sözünü yerine getiriyor olmasına elbette ki minnettarız. Hayata geçmesi müjdelenen yıpranma payı sendikacılığımız adına son derece önemli ve değerli bir kazanımdır. Çünkü bu kazanım 500 bine yakın sağlık çalışanımızı ilgilendirmektedir.

Elbette sendikacılık bir mücadele işidir.  Hak arama ve hak alma yolculuğumuzda yıpranma payının kısa süre sonra hayata geçecek olması bizlere yepyeni kazanımlar için önemli bir motivasyon kaynağı olacaktır. Yıpranma payının olası eksikliklerinin giderilmesi için sendikal mücadelemiz tereddütsüz şekilde ve aynı kararlılıkla devam edecektir. Bu arada, bilinsin isterim! Sağlık çalışanlarımız, yoğun sendikal baskılarımız neticesinde her fırsatta, her kazanımımıza karşın kamu kaynaklarının etkin kullanımını gerekçe gösteren Maliye Bakanlığı bürokratlarının ipe un sererek gönülsüzce nihayete erdirecekleri  “Yıpranma Payı” çalışmalarındaki işgüzarlıklarına karşı da son derece tepkilidir. Anlaşılan, Maliye bürokratlarının masa başındayken sağlık çalışanlarımızın neler çektiğini, ne sıkıntılar yaşadığını, hangi çalışma ortamlarında hangi bedelleri ödediğini görmeleri pek mümkün olmuyor. Allah, hepsine sağlıklı bir ömür versin… Çünkü sağlık, parayla ölçülemeyecek kadar değerli…

 

 

 

  • PAYLAŞ :
  • memursen logo
  • sagliksen logo
  • sağlık bakanlığı logo
  • aileve sosyasl politikalar bakanlığı logo
  • calışma ve sosyal güvenlik bakanlığı logo